Ana içeriğe atla

Tekerlekli Tabut


 Otobüs yolculukları kırık cam parçaları gibi zihninde darmadağın bir vaziyette birbirine girmişçesine yerleşmişti. Hatıralarından birinde gece yarısına doğru almıştı evine.  Şimdi otogarda peronun önünde otobüsün kalkmasını bekliyordu. Hafif bir soğukluk vardı havada. Hani bir çay içse içi ısınır hiç de fena olmazdı. Tam bunları düşünürken seyyar bir çaycı gördü  peronlar arasında dolaşan. Elindeki tepsiyle çay servisi yapıyordu ayaküstü. Aşırı kaynatılmış ve bayatlamış  çayın ağzında bıraktığı acı tat midesini yakan haliyle yüzünü ekşitmesine neden oldu. Yok yok bunun düşüncesi bile fikrinden dönmesine yetti. Sigarasını  içen birkaç kişinin çayın bu tadını aldırdıkları yoktu ki löpür löpür götürüyorlardı ilaç kokulu tatsız çaylarını. Diğer peronlara göz gezdirdi bu bitmez  bekleyiş esnasında. İnsanların yakınlarını uğurlayışlarını  ve sürekli ellerini sağlamalarını garipsedi. İki üç gün sonra dönecek olmalarına rağmen sanki sonsuza dek ayrılacaklarmış gibi otobüs hareket ederken bile el sallamaya devam ediyorlar hatta otobüsün peşinden yürümeye devam edip göz temasını kaybetmemeyi çalışıyorlardı. Ayrılık zor olsa gerekti. Onun kimsesi yoktu, anlayamıyordu ve anlayamadığı için de üzerinde durmadı pek. Sonra ön koltukta oturanları seyretti. Kurbanlık koyun gibi ürkek ürkek etraflarına bakmaları  komiğine gidiyordu.  Televizyon ekranına benzer bir hal aldığı için otobüs camı,  ön koltuktakiler bir filmin kahramanı gibi görünüyordu dışardan. Çevreyi seyrederken ortada durmuş olacak ki sağdan soldan birileri geçip duruyor, kendini bir sağa bir sola atıyordu bu yüzden. Boyundan büyük bavul taşıyan bayanlar,  elinde koli koli malzeme olan yaşlı amcalar, çocuklar,  esmer çevik orta yaşlı erkekler,  sürekli bir koşuşturma ve vedalaşma döngüsü içinde otobüsten inenler  binenler almış başını gidiyordu.  Bazen kendini bu yolculardan birinin yerine koyuyor ve hiç bilmediği bir şehre gittiğini hayal ediyordu. Nasıl olurdu acaba? Hiç bilmediğin bir kişinin bedeninde seyahat edip hiç bilmediğin bir şehirde bu kişinin hayatını yaşamak. Şöyle bir canlandırdığı kafasında. Kimisinin kocası, kimisinin oğlu, kimisinin abisi oluyordu. Dudaklarına bakıp ne konuştuklarını kestirmeye çalışıyor ve kendince cevap veriyordu bunlara. 
   Otobüsün hareket için son manevralarını yapmasıyla bu dalgınlığından sıyrıldı. Alelacele bindi ve koltuğuna geçti usulca. En arka ve en köşe koltuk kalmıştı ona. Otobüs perondan ayrılırken kafasını cama dayadı ve dışarıyı izledi. Oh be sonunda kurtuluyordu buradan. Önündeki televizyon ekranına hiç açmaya bile  yeltenmedi kapadı gözlerini. Ne kadar uyursa o kadar çabuk geçerdi diye düşünerek dış dünya ile kesti bağlantısını. Derin bir uykudaydı ve bir sürü ses duyuyordu, kabus mu görüyordu ne. Gözlerini açamıyordu yorgunluktan ve bir anlam veremiyordu bu  gürültüye. Bir anda gözlerini açtığında garip bir manzarayla karşılaştı. Otobüs durmuş ve her kafadan bir ses çıkıyordu. Kaos havası hakimdi içerde. Nerede olduklarını anlamak için dışarı baktı. Kapkaranlık gecede ışıksız bir yol kenarında hiç bir yaşam belirtisi olmayan bir yerde otobüsleri durmuş, dışarıda şoför ve muavinler bir öne bir arkaya koşuşturuyorlardı. Şoförün elleri simsiyahtı. Yolcuların bir kısmı dışarıda sigara içiyor ve bağıra bağıra bir şeyler anlatıyorlardı birbirlerine. Şoförü de saran üç beş kişi vardı. Zor bela yerinden kalkıp aşağı indi ve kalabalığın yoğun olduğu otobüsün arka kısmına doğru yürüdü. Konuşmalar kulak kesilince  kafasında oturdu her şey. Otobüs arıza yapmış ve 2 saattir de arıza giderilmişti. Yolcular ısrarla başka bir aracın gelip onları götürmesini istiyor, şoför, şirket merkezini arıyor, tatmin edici bir cevap alamayınca da son çare olarak aracı bildiği kadarıyla tamir etmeye çalışıyordu. İnsanların araç hakkında konuşmalarını dinledi; son seferini yapacak kadar eski bir araçmış ve dışını boyayıp  cilalayıp kısa mesafelerde kullanıyorlarmış şirketler böyle araçları. İnsanının dış yüzünün parlatarak içteki kötü kısımları gizleme ve bu şekilde müşteriye yutturma alışkanlıklarını düşündükçe hem kızıyor hem de bu ısrarcılığa karşı teslimiyetle kabulleniş içine giriyordu. Anormal olması gereken bir duruma bile ses çıkaramıyordu. Yolların bozuk olması altyapının kötü olması trafikteki araçların hurda gibi yollarda dolaşması pazarda satılan meyve ve sebzelerin en iyisinin en öne konup çürüklerin hemen arkasına saklanması o kadar normal geliyordu ki ona sadece çenesini yoracağını bildiği için susarak kabul ediyordu her şeyi olduğu gibi. Ama hala birilerinin sesi çıkıyordu şu an olduğu gibi. Yolcular ısrarla araç istiyor gelmediği takdirde jandarmayı arayacaklarını söylüyorlardı. Diğer bir kısım ise bu durumu basına bildirmekle tehdit ediyordu. Bu arada saat ilerliyor ve gün aydınlanıyordu yavaş yavaş. Ve tabii ki araç falan gelmedi onun yerine Jandarma geldi. Yetkililerin konuşmalarından biraz sonra  5 saat gecikmeli olarak otobüsleri hareket etti. Tamir  edilmiştir herhalde diye düşünürken daha bir-bir buçuk saat geçmeden araç tekrar arızalandı. Yine bağrışmalar ve tamir çabalarının ardından bir kaç saatlik rötar ve yollarına devam ediyorlardı. Peki kaza yapmalarına sebebiyet verecek derecede tamire muhtaç bir araçla yollarına devam ederken ya başlarına bir şey gelseydi? Herhalde kazadan sonra gazetelerde şoför direksiyon hakimiyetini yitirdi diye yazarlardı ya da karşı yönden gelene kusur bulurlardı. 10 ölü 25 yaralı olurdu belki bilanço. Ama olan olduktan iş işten geçtikten sonra anlaşılırdı asıl gerçek ya da üstü bir şekilde kapatılırdı şirketin ismine leke gelmesin diye. O televizyon ekranı olarak hayalettiği otobüs camının içindeki film onlar için mutlu sonla bitmezken aynı senaryo çekilmeye devam edilirdi yani. Bu düşüncelerle bir daha aracın arıza yapmamasını temenni ederek yolu izledi sürekli. 
     İneceği otogara geldiği zaman hemen eşyalarını alıp indi. Bu tekerlekli tabutun nerede ne zaman birilerini içine alacağını düşünerek ayrıldı arkasına bakmadan. Hayatlarının bu kadar ucuz olacağını düşünürken neden bir şey yapmadığı pişmanlığını da içten içe bir sancı gibi hissettiği göğsünde. Aynı aracın bir daha trafiğe çıkmaması için gereken başvuruyu yapmamasından dolayı yaşanacak olası bir kazada onun da payının olacak olması bundan ötürü daha bir kafasını karıştırmıştı. Attı bu düşünceleri kafasından ve önündeki uzun  yaşama odaklandı. Birçok kişi gibi o da yaşanan aksilikleri geride bırakıp sanki hiç olmamış gibi hayatına devam edecekti. Trafiğin bir kıyım makinesi olduğu ülkesinde bu yaşadıklarını hiç şaşırmayanacak, gülerek anlattığı bir hatıra olarak kayda  geçirecekti. İşte hepsi bu kadardı...

Benzer Yazılar: Suni Ağaç , Kerim'e Bir Cigara Lütfen

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senden Sonra Ben

Sen gittiğinden beri çok değişti şehrim Yeni binalar uzadı fidan fidan Yollar birikti çehreler eskidi Sinemalara yeni filmler geldi Artık başka şarkılar var başka şarkıcılar Bir gök yüzü değişmedi azıcık daraldı o kadar Sen gittiğinden beri çok değişti insanlarım Saçlarına ak düştü yüzlerine çizgiler kondu Çocukları doğdu büyüdü şimdi adam oldular Göçenler oldu buradan uzaklara Kimiyse yeraltında sonsuz istirahatgahında Bir hayat meşgalesi değişmedi azıcık arttı o kadar Sen gittiğinden beri çok değişti evim Duvarları taşıyamaz oldu yükünü Döküldü rutubetten boyası süsü Çekindiğimiz resimdeki gibi değil daha yaşlı anlayacağın Biraz mahzun biraz gururlu ve tabi hala ayakta Bir yolu değişmedi azıcık uzadı o kadar Sen gittiğinden beri çok değiştim ben İlk önce insanlar uzaklaştı çevremden Sonra ben uzaklaştım kaçarcasına her şeyden Yorgunum yaşlıyım penceremden bakıyorum habire Özlüyorum çok, unutmuyorum gidişini öyle bekliyorum B...

16'lık Kerim

  Söyleyeceğim bir şey yoktur Hakim Bey. Öncelikle tahliyemi, lehime durumların göz önünde bulundurulmasıyla beraatimi talep ediyorum. Takdir sizindir Hakim Bey, onca zaman içerde geçirdim. Aleyhime değişen bir durum olmamıştır. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadardır, hükümle beraber beraatimi talep ediyorum. Nezaretteyim, şarkı söyleyen çocuk susmuyor. Kerim sigara arayıp duruyor, Kerim'in yaşı 16,  nezaret arkadaşımız. Sigarasızlıktan yerinde duramıyor. Belki de bu yüzden en çok ilgimi çeken o bu kalabalıkta. Evet nezaret ağzına kadar dolu. Herkes bir köşeye çekilmiş, dert yanıyor bir diğerine. Ben en köşedeyim, uyumak mümkün değil, sırtımı duvara bile  dayayamıyorum ki. Buz gibi duvar çekiyor beni. Tuvalet sırası gelmiyor bir türlü. İnsanlık hali işte, bir sürü insan sıra gelecek mi gelmeyecek mi bekliyoruz işte. Dakikaları sayıyorum, namussuz dakikalar geçmek bilmiyor. Sırtım ağrımaya başladı, iki büklüm oturuyorum duvara yaslanmadan, iki büklüm boynum ağrıyor iki bü...

Arama beni

Arama beni uzaktayım Yolcusuyum bu yolların Git gel alıştım şeritlere Otobüs camından akar dünyam Şu yol bitmeden ineceğim Arama beni uzaktayım Ağır ağır adımlıyorum sokakları Burası neresi şaşkınca bakınıyorum Evler hangi biriniz alır beni Şu yağmur düşmeden ıslanacağım Arama beni uzaktayım Geceler gündüzler geçiyor üstümden Hayat meşgalesi değişmiyor buhranlı Ve tıpkısının aynısı insanlar Şu dakka dolmadan yaşlanacağım Arama beni uzaktayım Bir köşebaşı kahvesinde oturmuşum Pinekliyorum yalnız başıma Sabahtan akşama gözüm aynı sokakta Şu karanlık çökmeden çıkacağım Arama beni uzaktayım Görmüyor gözlerim tutmuyor dizlerim Ne işe yarar sensiz günlerim Geçti bugün de yarın ne olacak kimbilir Şu kuşlar uçmadan göçeceğim Aşk Şiirleri:    Yazmak Seni ,   Kalp Ağrısı ,   Sevgi mi ,   Sevda düştü yüreğime ,   Sevmek var ,   Sen sus ben konuşayım ,  Her yer sen ,  Bilmiyorum ,  Diyem...