Şu lanet olası sesler! Geldiler kafamın içine doluştular yine. Baş ağrım da gelirse halim yaman. Ne güzel de uzun zamandır kimsenin sesini duymuyordum. Kafamın içindeki o uğursuz sesler ne zamandır yoktular. Neresi şimdi burası? Nereden geliyor bu sesler? Kamil abi bu yahu, Kamil abinin ta kendisi. Nereden çıkıp da geldin be adam yerleştin zihnimin en kuytu köşesine.
( Kafamdaki konuşmalar başlar)
Kamil: Ee Mehmet kaçmak istesen de kaçamazsın artık benden. Sürekli hakkımda ileri geri konuşup durdur, bıkmadan usanmadan yargıladın beni. Neden böyleyim hiç düşünmeden yerin dibine soktun. Hem sen kimsin ki beni eleştiriyorsun yahu? Şişko deyip ne geçiyor eline çok mu komik yani. Bir gün sende yağ bağlamayacak mısın? Belki de yerinden kalkamayacak hale geleceksin, bir lazımlıkla izbe bir odada hayatının sonuna kadar yaşayacaksın. O zaman ne olacak bir düşün bakalım.
Ben: Tamam canım çok abartıyorum farkındayım, eleştirilerimde ipin ucunu kaçırdığım oluyor. Özellikle bir insanın fiziksel özellikleri ile dalga geçmek en basit insanın yapacağı cinsten ama ne yapayım Kamil abi seni görünce gülesim geliyor dalga geçesim geliyor. Stresten, sinirden çatlayacağım yoksa. Zaten mükemmel biri olduğumu iddia etmiyorum. Yaşlanınca da kilo alacağım belki senden beter olacağım biliyorum ve ben de bundan korkuyorum be Kamil abi! Her şey tamam da terlemene ne diyeceksin?
Kamil: Ter bezlerimde sıkıntı var belli olmuyor mu Mehmet? Kaç kere hastaneye gittim bunun için belki, böyle hiçbir şey yapmadan durdum mu sanıyorsun? Hiç mi utanmıyor sıkılmıyorum bu halimden? Sen uzaktan gördüğün ile kalmıyorsun bir de bilmeden etmeden konuşuyorsun. Ben sana baksam kim bilir neler neler bulurum, bakıyor muyum hiç o gözle?
Ben: İyi de abi etrafa rahatsızlık veriyorsun, insanların tavırlarından fark etmiyor musun? Kötü bir görüntün var. nasıl rahatsız olmuyorsun bu halinden? Hadi sen olmuyorsun bak ben oluyorum mesela, başkaları hayli hayli oluyordur. Konuyu hiç bana çevirip de saptırma.
Aysel: Tabii Mehmet bir sen iyisin güzelsin hoşsun herkes sıkıntılı burada. Takmışsın başkalarının hareketlerine, tavırlarına yok şöylesin yok böylesini söylersin kuru sıkı! Sen kimsin beni tanımak kim! Ben neler yaşadım, neler gördüm geçirdim haberin var mı? İşin gücün insanları seyredil kendince komiklikler yapmak, eleştirmek.
Ben: Aysel'ciğim sen nereden çıktın? Kamil ağabeyimle konuşuyorduk ne güzel. Görüyorsun ya adam cevap bekliyor benden. Hem seninle bir derdim yok ki benim, nereden geliyor bu kin, öfke! Madem açtın konuyu konuşalım öyleyse, ağır takılıyorsun normal değil yani. Benim gördüğüm kızlar yani yaşıtların senin gibi değil mesela, sen farklısın yaşından değil de duruşunda bir acayiplik var, çözemedim gitti. Anlamaya çalışıyorum yine de seni, bu konuda haksızsın. Neden böylesin merak ediyorum doğrusu.
Aysel: Beni merak edeceğini kendine bir kız arkadaşı bul sen, o zaman bir kızın neler düşündüğünü, nasıl yaşadığını, iş hayatında tutunmak adına gördüğü baskıları belki anlarsın. Çalışmak mı istiyorum sence ben bak bakalım gözlerime?
Ben: Belli belli ondan izin alıp gidiyorsun sürekli. Senin yüzünden izin alamıyoruz bir türlü. Bıraktığın işler de üzerimize biniyor, hele müdür bir çıldırıyor ki işin içinden çık çıkabilirsen.
Kamil: Dur bakalım, sen bana müdürün kıçının dibinden ayrılmıyor mu diyorsun ha söylesene?
Ben: Yalan mı Kamil abi? Aysel sen söylesene yalan mı yahu? Yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyor müdürle, adam sanki öz baban. İnsanın da bir haysiyeti olur değil mi? Kusura bakma ama dediğimi sonuna kadar arkasındayım, basbayağı müdürün kıçının dibinden ayrılmıyorsun. Hatta ne düşünüyorum biliyor musun bence evine kadar sırtında taşıyor, yediği yemeğe kadar ağzına lokmayı sen koyuyorsundur.
Kamil: Kızdırma beni Mehmet! Benden küçüksün diye hep korudum seni belki. Müdürün yanında hep Mehmet şöyle böyle diye anlattım seni iyi bilsin ezmesin diye elimden geleni yaptım belki. Başka ne sanıyorsun müdürün yanında olmamı? Benim yükselip gideceğim yer yine uyduruk bir yer, ben ne yaptıysam hep senin için yaptım belki.
Ben: Yok ağabey yemezler. Sen kendin için çalışıyorsun, kimseyi kandıramazsın. Eh be Kamil ağabey şu an bile buram buram terliyorsun, her yerin vıcık vıcık ter olmuş.
Serkan: Ooo Mehmet, ezik Mehmet seni! Bak bak bak ne cevherler varmış sende. Biz de seni akıllı uslu etliye sütlüye karışmayan biri sanırdık. Hatta düşürdüğüm kızlardan bir kaçının numarasını sana vermeyi bile düşünüyordum biliyor musun? Keh keh keh. Bakıyorum da sen bu kafayla elindeki kızı bile kaçırırsın be oğlum!
Ben: Serkan beyimiz da olmasa şaşardım bu cümbüşte. Kardeş ben senin kırıklarınla yetinecek birine mi benziyorum? Sen git kendi arkadaş çevrende aynı kızları çevir çevir dur, bana laf atma bu konuda!
Serkan: Hop hop bir dakika ne demek kızları kendi aramızda çevirme, ayıp oluyor Mehmet biraz ağır kaçmadı mı? Nereden biliyorsun oğlum? Bilip bilmeden konuşma öyle. Tamam bir çıktığımla bir daha çıkmıyorum ama bu dediğini asla kabul edemem. Bizim de haysiyetimiz var sonuçta. Önünü arkasını kurcalamam çıktıklarımın, kimseye de vermem belki numaraların ne biliyorsun? Hem neden böyleyim sanıyorsun belki yaşam tarzım böyle bu şekilde bir rota belirlemişim kendime göre. Aşka falan inanmıyorum ve zevkimi sürüyorum ha olamaz mı? Sen bu dünyaya eşek gibi çalışmaya gelmişsin bense keyfini sürmeye kardeşim.
Oğuz: Al Mehmet ağabey adam lafı koydu. Bence hiç konuşma bunun üstüne keh keh keh.
Ben: Oğuz adamın asabını bozma. Kimin tarafındasın kardeşim sen? Bırak istediği kadar konuşsun, biliyoruz ne mal olduğunu nasılsa. Yalnız şu özgüven patlaması nereden geliyor orasını anlamış değilim.
Serkan: Zaten anlasaydın şaşardım be Mehmet. Sende nerede o beyin! Bırak sen bu işleri masa başı işi bile çok sana keh keh keh.
Ben: Adama bak, şu gevezeliğe bak hele! Seninle konuştuğum kabahat laftan anlamaz arsız şey seni. Kesin baba dayağı yememişsindir, şımarık şımarık büyütmüştür ailen seni.
Serkan: Tahminler tahminler! Ah Mehmet sen yokmusun, hastayım senin şu zekana. İşin gücün yok, kız arkadaşın da maalesef, haset kıskançlık gırla. Bari seni bir randevuevine yollayalım da ateşin düşsün keh keh keh.
Ben: Sus ulan sus! Belamısın başıma suuuus!
Selin: Ne oldu Mehmet kıpkırmızı olmuşsun, nasılmış üstüne gelinmesi? Halime acıyorsun ya çıt kırıldımım ya ben, ondan yardım etmiyor musun değil mi? Ya nasılmış tek kalmak? Hayatım boyunca yalnız kalmışımdır kimseden yardım görmemişimdir, ayrıca erkek egemen toplumda hep itilmişimdir, ezilmişimdir belki hiç düşündün mü? Gel gör ki ailem benden para bekler çalışmak zorundayımdır belki. Sen ne yapıyorsun peki? Birkaç kez yardım istedim diye herkes gibi tersliyorsun beni, siz erkekler işinize gelince centilmensiniz zaten.
Ben: Birkaç kere mi? Birkaç kere mi? Yuh Selin! Yuh üstüne yuh! Utanmasan masanı masama birleştirip bütün işini üzerime yıkacaksın sonra da evde oturarak para kazanacaksın yuh sana be! O kadar yardımım dokundu bir kere bile teşekkür etmedin, bilmem farkında mısın?
Kamil: Hadi Mehmet söylesene siz de benim yerimde olsanız aynısını yapmaz mısınız? Müdürle sizin aranızda tamponun ben yalan mı? Hadi söylesene! Siz söyler misiniz Müdür bey bu Mehmet bir türlü laftan anlamıyor.
Müdür: Mehmet sen yine boş boş duruyor musun öyle? Millete laf yetiştirmekten başka bir işin yok maşallah! Senin peşinden koşarak mı geçireceğiz mesaimizi? Aldığın parayı hak et biraz, devlet seni boşuna mı besliyor?
Ben: Ama Müdür bey yanlış anlıyorsunuz, kısa bir süreliğine konuşuyordum arkadaşlarla o kadar. Çalışmaya daha yeni ara verdim.
Müdür: Aması maması yok ben gördüğüme inanırım. Sen yok musun senin kadar tembel adam görmedim hayatımda! Senin yerine maket koysak daha iyi çalışırdık kesin.
Oğuz: Hadi Mehmet abi, şimdi ne diyeceksin? Keh keh keh.
Ben: Sus be Oğuz! Müdür bey ben... şey... ben...
Müdür: Yine başladın kem küm etmeye. Yeter be kaç yaşında adamsın daha kendine bile ifade edemiyorsun. Hoş işime de gelmiyor değil, seni böyle görünce başımdan savmam daha kolay oluyor biliyor musun? Yok yahu sen bumerang gibisin dönüp dolaşıp beni buluyorsun şu sümsük halinle.
Hamdi: Ya Mehmet sen benimle dalga geçersin şimdi gör gününü! İçine düştüğün oyunun hala farkında değilsin. Asıl saf sensin sen!
Ben: Ne oyunu ne diyorsun Hamdi sen? Kafayı mı yedin? İyice zıvanadan çıktınız siz.
Müdür: Satranç oynuyoruz Mehmet, Hamdi haklı. O kadar safsın ki anlayamadın bir türlü. Hepimize karşı teksin Mehmet. Ben şahımı mesela beni alt edeceğini sanıyorsan şimdiden söyleyeyim yanılıyorsun. Üstesinden gelemeyeceğin bir oyunun içine düştün bu sefer. Herkes benim yanımda bak etrafına, beğenmediğin Aysel en basitinden en yakınındaki taştır; vezirdir kendisi. Ne demek vezir? Queen yani kraliçe, yani oyundaki en güçlü taş. Tabiyiki senin en çok çekinmem ve korkman gereken taş ona göre.
Aysel: Sen zaten benden korkmuyor duydun Mehmet? Korkarak İyi etmişsin tebrik ederim. Hatta az bile korkuyorsun çünkü ben vezirim vezir! Ben olmazsam neler olduğunu zaten biliyorsun, bir de varlığımı düşün Mehmet! Darmadağın edeceğim seni şimdi!
Ben: Yahu nereden çıktı satranç? Siz ne diyorsunuz? Niye bana karşısınız? Biraz mantıklı olun ya!
Serkan: Yok yok sen kaşındın Mehmet! Seni rezil etmek hak oldu. Ben neyim biliyor musun atım at! Keh keh keh. Oyundaki en ayarsız taş yani, sağı solu belli olmaz biliyorsun aynen benim gibi. Hadi karşımıza geç de gösterelim sana gününü!
Ben: Durun arkadaşlar, Müdür bey ne oluyor? Bir durun.
Müdür: Bir şey olduğu yok Mehmet, sakin ol da tadını çıkaralım eğlencenin.
Selin: Müdür bey haklı eğleneceğiz biraz Mehmet, bize bunu çok mu görüyorsun? Yok canım sen de oynamak istiyorsun gözlerinden belli. Sence ben hangi taşım Mehmet tahmin et bakalım.
Ben: Piyon mu? Olsan olsan piyon olursun sen.
Selin: Keh keh keh hiç güleceğim yoktu. Ayol ne komik şeysin sen, eh bir o kadar da ahmak. Düşeceğin hali bilmeden konuşman yok mu, hala utanmadan saldırıyorsun. Ben filim fil! Biliyor musun nasıl bir taş olduğunu? Niye soruyorum ki nereden bileceksin! Tane tane anlatıyorum bak; fil, İngilizce'de bishop demek yani rahip kutsal biridir kendisi, toplumda değeri olan biridir anladın mı? Ben kadınım Mehmet, toplumun kutsalı olan bir varlığım. Ama sen ne yapıyorsun kadın kutsalına saygı göstermiyorsun, beni iş yaşamında ezenlerden, bana kötü davranıp da kadınlara çalışma ortamında hayat hakkı tanımayanlardan biri de sensin. O yüzden filim ben. En uzakta bile olsan dar edeceğim sana oyun tahtasını!
Ben: Hoppala filim diyor. İyi madem Selin sen öyle diyorsan öyle olsun.
Kamil: Hop Mehmet bak hele bu tarafa! Ben neyim biliyor musun kaleyim kale! Kaleye anlatmaya gerek yok herhalde. Öncelikle müdürün sonra da müstakbel iş arkadaşlarımın en sağlam korunağıyım ama sen dahil değilsin bu ekibe. seni de korumam altına almak isterdim de ihanet ettin bana bir kere.
Ben: Ne ihaneti Kamil ağabey? Sevip saydım seni, hiç kusurumu gördün mü diyeceğim inanmazsın ki bana!
Kamil: Tabii ki de inanmayacağım. Önce yerin dibine sok demediğini bırakma, şimdi de dansöz gibi kıvırt, geçti Mehmet'ciğim o günler. Bu oyunda karşıdaki adam ben değil sensin. Beni hiç kimse sevmiyor olabilir fakat konu sen olunca düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesiyle sana karşı birleştik. İstenmeyen adamsın Mehmet ne yaparsan yap bir işe yaramaz artık. Biraz beni sevseydin ya da anlamaya çalışsaydın bunları hiç gerek kalmayacaktı. Sen ne yaptın Donkişotluk yaptın aklı sıra, benle kazanamayacağın bir dövüşte tutuştun. Evet evet senden olsa olsa Don Kişot olur.
Hamdi: Don Kişot iyiymiş tam oturdu be Kamil ağabey. Aynen dediğin gibi Mehmet'ten olsa olsa Don Kişot olur. Hayalperestsin zırdeli versiyonu hem de! Keh keh keh.
Ben: Hamdi'ciğim canım arkadaşım sen yapma bari! Kaç yıllık arkadaşlığımız var, çöpe mi atacaksın şimdi hepsini? Sen de mi bana karşısın yani, ne oldu o günlere? Hani birbirimizle şakalaşıyorduk, muhabbet edip gül gibi geçiniyorduk, ne çabuk da unuttun!
Hamdi: Ne şakalaşması lan ağzımı bozdurma benim! Sesim çıkmıyor diye demediğin laf, yapmadığın eşek şakası kalmadı. Ben ne yaptım aman arkadaşlığımız bozulmasın, aman Mehmet efendi kırılmasın diye içime attım ses etmedim. Bundan sonra karşında başka bir Hamdi var Mehmet! Ahdettim oğlum seni bitireceğim diye. Sen bana hayatı zindan edersin ha bak gör hayatı zindan etmek neymiş asıl ben sana göstereceğim. Bu yüzden oyundaki piyon benim. Neden peki biliyor musun?
Ben: Neden Hamdi neden böyle konuşuyorsun? Üzüyorsun beni. Gel şuraya konuşalım. Sen beni çok yanlış anlamışsın.
Hamdi: Hadi oradan ne konuşacağım seninle. Kesme lafımı ne diyordum hah neden piyonum biliyor musun Mehmet? Değersizdir ya piyon oyunda, öyle bilinir hani tıpkı beni değersiz gördüğün gibi. Bilmediğin şey ise her piyonun vezir olma potansiyeli vardır. Benim değerimi hiç bilmedin sen dalga geçilecek, ezileyecek biri olarak gördün, içimdeki potansiyeli göz ardı ettin. Kendindeki güdük kalmış taraflarını bana saldırarak gizlemeye çalıştın ve bana öyle bir davrandığın ki hayattan soğuttun lan beni! Anladın mı şimdi Mehmet sana olan kinimin neden diğerlerinden fazla olduğunu? Biraz insan olsan bak arkadaş diyemiyorum insan diyorum insan, ne iyi anlaşırdık seninle. Ama nerede! Sen paşam kim ben kim! Sana göstereceğim kim olduğumu bundan böyle.
Ben: Hamdi yapma böyle sana hiç yakışmıyor bu sözler. Hayret yahu nasıl bir şey oldun sen? Bak kardeşim herkes seni terk eder ben kalırım geriye. Bunu böyle bil.
Selin: Hadi be eksik olsun arkadaşlığın! Pişkin pişkin konuşmayı bırak da özüne dön, burada kimseyi kandıramazsın. İçini biliyoruz senin boşuna hiç uğraşma!
Aysel: Şah!
Ben: ödümü patlattın be Aysel, ne bağırıyorsun kulağımın dibinde!
Aysel: Şah çektim alık. Öyle saf saf bakıp soru soracağını hamleni yap da eğlencemize bakalım. Sen de ne çenebazmışsın bir dakika susmadın.
Serkan: Mehmet dikkat et ben de geliyorum, bıcı bıcı yapacağız seninle keh keh keh.
Kamil: Arkadaşlar sıkıştım ben burada açılın yahu, önümü boşaltın da iflahını keseyim şunun.
Müdür: Mehmet taşlarımı tutamıyorum gördüğün gibi, bir hevesle yiyecekler seni. Bu arada uzaktan çok komik görünüyorsun, bir o yana bir bu yana kaçışın yok mu alemsin valla!
Ben: Fırsat vermiyorsunuz ki müdürüm hem konuşuyorum hem de hamleleri savuşturmaya çalışıyorum. Ama müdürüm biraz adil olun olmadı değil mi bir oyun? Herkes karşımda bense tek, ne yapabilirim ki insaf edin, azat edin beni.
Aykut: Millet ben geldiiiim! Mehmet kardeşim yardım edeyim mi sana? Nıhahahaha...
Kamil: Aykut çekil git şuradan yine bozuyorsun eğlencemizi. Adamı zar zor sıkıştırdık, sen nefes aldırıyorsun.
Müdür: Evet Aykut severim seni bilirsin ama şimdi hiç sırası değil. En iyisi sen geç kenara ve izle hem zaten birazdan biter. Mehmet iyice sıkıştı köşeye değil mi arkadaşlar?
Aykut: Tabi müdürüm nasıl arzu ederseniz hayhay. Mehmet kardeş kusura bakma işin bitmiş senin, son tekmeyi de ben vurmayayım keh keh keh...
Ben: Aykut abi şu yaptığın çok ayıp vallahi. Biz seninle böyle mi arkadaştık? Kamil abiden çok benim yanımda zaman geçirirdin, unuttun mu o günleri?
Aykut: Oğlum sen hakikaten safmışsın, anlamadın mı neden seninle takıldığımı hala? Benim işim para ile, sense müşterilerimden sadece birisin. Hemen de duygusala bağlanmış birader, acınacak haldesin Mehmeeeet! Nıhahahaha...
Aysel: Bir şah daha. Hadi Mehmet sadece bir yerin kaldı gidecek, kaç kaç nereye kadar nıhahahaha...
Ben: Yeter gelmeyin üstüme yeter gelmeyiiiiiin!
(Müdür gelir beni uyandırmaya)
Müdür: Mehmet Mehmet Mehmeeeet!
Ben: Buyurun müdürüm kusura bakmayın içim geçmiş biraz.
Müdür: Belli uyumuş kalmışsın masanın başında. Saatin farkında mısın? Mesai bitti bitecek. Hadi toparlan şöyle, hadi evladım git elini yüzünü yıka.
Ben: Tamam müdürüm kusura bakmayın tekrar.
Oh be müdür bir şey demedi çok şükür. Ne oldu bana böyle yahu, başım kazan gibi çok fena ağrıyor. Uyudum mu uyumadım mı bir şey anlamadım. Bende de bu var beynim kendini imhaya çalışıyor sanki. Çok kafa patlatıyorum ya gören de atomu parçalıyorum sanacak....


Yorumlar
Yorum Gönder