Ana içeriğe atla

BİTMEYEN HİKAYE (Yarım kalan bir yazım)




   Bir hikaye anlatacağım size. Benim hikayem bu. Kadim oyunu tekrar tekrar yaşandığı bir hikaye. Belki kendimden bahsediyorum diye kendimi beğendiğimi sanacaksınız aslında bu konuda haksız da sayılmazsınız. Anlatacağım hikayenin kıyısında kenarında olmak hiç de hoşuma gitmezdi doğrusu, merkezinde olmak gururumu okşuyor pek  tabi. İçinde bulunduğum koşullar iyi olmamasına rağmen hala bu duygunun etkisinde olmam da şaşırtıcı. İnsanın kendini anlatması ve bunu biraz ballandırarak yapması aklıma gelmemişti önceleri ama gayet iyi bir hismiş  doğrusu. Hikaye anlatmak da pek usta sayılmam, önceleri yani önceki yaşamın desem daha doğru olur hep başkalarının hikayelerini anlattım. İlk başta esrarlı bir hava katıyordum olaya. Şöyle bir pozisyonumu alıyor ve karşımdakinin gözlerini dikkatlice sürdükten sonra kelimeler ağzımdan yavaş yavaş çıkıyordu. Ara sıra bekliyor ve karşımdakinin üzerindeki etkisini ölçmek için sesimi biraz daha  alçaltıyordum. Oynuyordum ve bu beni çok mutlu ediyordu. Sanki hikayeyi yaşıyormuşçasına içindeki bütün duyguyu hissettirmek için bazen panikler gibi yapıyor bazen sinirleniyor bazense bıyık altına gülüyordum hikaye karakterlerim gibi. Tabii ki tüm hikayemin bir son vuruşu olmalı benim. Öyle biri sonla bitmeliydi ki karşımdaki allak bullak olmadı kendine gelmesi zaman almalıydı. Beklemediği bir yumruk ve galibiyetine muzaffer bir komutan edasıyla tepeden bakışım son pozum olurdu. Evet hepsi iyi güzeldi o zamanlar bununla birlikte ben size böyle bir hikaye anlatmayacağım korkmayın sakın. Bu sefer hikayenin içine benim girmem her şeyi değiştirdi. Öyle anlattığım gibi anlaşılacak değilmiş meğerse yaşananlar, kahramanların lafı esirgememeleri falan dilden dile dolaşan dolaşa, şekillenmiş ve düzeltilmiş bir hayalmiş meğer. Hayatın acımasız süzgecinin eleklerinden geçince hikaye anlatmayı bıraktım ben de. Bir hayali gerçekmiş gibi anlatmak kısmen bir vicdan azabına kısmen de eski halime bir öfke duymama sebep oluyordu. Hikayemde bunun etkilerini göreceksiniz ve şaşırmayın lütfen.
    Size bir kahramanlık hikayesi anlatmayacağımı önceden söylüyorum. Ben kahraman değilim ve hiç bir zaman olacağımı düşünmüyorum. Hikayelerimin kahramanlarının kılıklarına girdiğimde gayet başarılıydım bunda, öyle ya hiç başaramayacağım ve hiç hissedemeyeceğim bir duygunun esiri olmak ne de güzel oluyor. Ben de herhalde anlattığım hikayelerin esiri olmuş bir zavallıyım böyle işte. Kahramanlığıma leke sürdürmeyeceğimi düşünmüşsünüzdür tüm bunları söylememe rağmen, yok hayır kesinlikle bıraktım ben öyle rolleri. Artık kaybedecek hiçbir şeyim yok. Mutlu bir sonum olmayacak. Umutsuzluktan mı böyleyim eh biraz fakat buna kabullenmişlik diyelim. Her şeyi iyisiyle kötüsüyle kabullenmek daha kolay oluyor bir bakıma ve yaşamak biraz olsun anlamlı oluyor. Yaşamın anlamını anladığımı sanıyorsunuz da yanılıyorsunuz bence siz de bilmiyorsunuz bunu. Yaşım 30 benim, bunu söylemeyecektim hah işte söyleyiverdim. 30 yılına nasıl geçirdim ve ölüme biraz daha  yaklaştığım gerçeğinden bir gram haberim yok benim. Hayatımı öylesine yaşamışım günübirlik bir hayvan gibi çayırda çimende otlayarak ve  karnım doyduğumda da kıçımı bir yere devirip yatarak geçirmişim. Gerçi duygularımız var bizim değil mi? Endişelerimiz, beklentilerimiz  ve daha birçok şey...  Anı da tam anlamıyla yaşayamıyoruz değil mi? Ama ben bu kalıbın dışındayım, hiçbir şey umurunda olmayan gününü gün eden biri olarak yaşamak çok kolaydı gerçekten. Başım hiç ağrımıyor, yaşam hep gülüyordu. Her şeyin güllük gülistanlık portresinde kaybolmuş bir başıbozuktum ben. Zamanımın bir nehirden akan su gibi akıp gitmesi benim için bir şey ifade etmiyordu ve geldiğim bu noktada en iyi şansımın her şeyi kabullenmek olduğu bana daha kolay göründü diyelim. Bazen böyle deli zırvalıklarıyla kafamın bir gidip geldiği oluyor işte beni bu konuda mazur görürseniz sevinirim. Aklımı oynatmanın eşiğinde olan biri olarak biraz kafanızı ağrıtacağım ve saçmalayacağım bunu inkar etmiyorum. Ama beni hoş göreceğinizi ve sabırla  hikayemi dinleyeceğinizi umuyorum açıkçası. Kahramanlık ve mutlu sonu olmayan ve her yanından acı akan iğrenç bir hikayeyi  kim dinlemek ister ki diye düşündüm bunları yazmadan önce. Haklısınız içinizi boşu boşuna karartısınız ki? Güzel bir hikayenin ikinizi ısıttığı ve ortamın da  cazibesi varken neden kapkaran boğucu, kokuşmuş bir hikaye dinlemek isteyesiniz ki? Sizin yerinizde olsam hak verirdim gerçekten bu düşüncelerinize. Olacak iş değil yani neden bir delinin ağzının içinde bakıyoruz ki dediğinizi aklımda canlandırmada mı mı sanıyorsunuz? Çok vaktim vardı bunlar için. Hayallerin ve ihtimallerin pençesine yoğruldum bu safhada. Sabrınızı  zorlayacağımı,  sıkılıp da beni dinlemeyeceğinizi hayal edip tekrar başa döndüm ve tekrar anlatmaya başladım zihnimde. Olmuyor her defasında sıkılıyorsunuz, sonuna kadar dayananların ise suratlarına inanılmaz bir acı beliriyor  ve içinde büyük bir boşluk. Felçli bir insanın konuşamaması, hareket edememesi fakat her şeyi fazlasıyla hissetmesi gibi öylece kalakalıyorsunuz. Siz bunu bir kere yaşamışsınız fena mı ben hep yaşıyorum bu anı. Acıdan besleniyorum adeta. İnsanı acı öldürür bir yerden sonra.  Keder bir virüs gibi yayılır ve  kemirir insanı içten içe. Çürüme ve etlerin kokuşması acı duygusunun tüm vücuda yayılması ve hiç terk etmemesi ile başlar ve katmerlenir. Bende bu olmuyor artık, acı vücudumun bir  ihtiyacı gibi olmazsa yaşayamayacağını hissediyorum. Her yanımı saran ağrıların içimdeki bitmez acıyla birleşmesiyle belki hayattayım. Öyle görmek istediğimden değil öyle olduğu için söylüyorum bunları. Acının beni başka bir insan yaptığı doğru ve size de bir tutam tattırmak istiyorum desem de kabul eder misiniz şüpheliyim doğrusu. Dedim ya kim  başının boşu boşuna ağrımasını, midesinin bulanmasını ister ki? Buna da bir çözümüm var elbet; sıkıldığınız yerde bırakabilirsiniz ya da atlayabilirsiniz bazı bölümleri. Kulaklarınızı tıkamak, kafanızı kuma gömmek bunları hiç yaşanmamış sıkılıyorsa bildiğinizden şaşmayın derim. Ya da bir korku tünelindeymiş gibi hissedip tadını çıkarabilirsiniz ya da bir macera içinde seyirci gibi trajikomikliklere kahkaha atıp mantığınızı zorladığı yerde hadi sende deyip bir palavra attığımı düşünebilirsiniz mesela. Neyse ben artık sizin yerinize düşünmeyi bırakayım da siz karar verin ne yapmak istediğinize. Çok müdahaleci davranmama da alışsanız iyi edersiniz. Her şeyin kendi isteklerim çerçevesinde şekillenmesini istemişimdir bu yaşıma kadar. Etrafıma bu yönde müdahale etmiş ve insanların benden uzaklaşmasına yol açmış mıdır çoğu defa. Kendim gibi olmamakla suçladığım ve baskıyı arttırmak için bu sefer de alaycı bir maske takındığım çoktur. Kötü biriyim ben. İnsanların iğrendiği, arkadaş olmak istemediği seviyede alçak biriyim aslında. Başkalarının yerine düşünmek, onları zihnimde konuşturup haklarında hüküm vermek en sevdiğim iştir. Hikayemi anlatırken karakterleri kendi zihnimdeki halleriyle konuştuğunca fark edeceksiniz ve gerçek düşüncelerini kendi ağızlarıyla söylediklerinde de aradaki uçurumu görecek  acıyacaksınız bana. Müdahaleciliğime alışın yani.  Bu arada acıma derken bana acımanızı istemiyorum. Lütfen bunu yapmayın bana. İnsanların bana acımaması için her türlü şekilleri girip kendimi bu iğrenç saydığım duygulardan sıyırdığım hallerim daha  acınasıdır halbuki. Kimse acınmak istemez ama değil mi? Ben niye isteyeyim sorarım size! Biliyorum ne kadar kendinizi bu konuda şartlandırsanız da doya doya açacaksınız bana. Belki de bir  yanınızın benimle bir ezildiğini hissedecek ve kızacaksınız bu halime. Neden çünkü size o sakladığınız yanınızı gösterdim diye bana suç bulacağınıza da hiç şaşırmayacağım. Mükemmelliğimizin arkasına saklanıp da aslında ne kadar da acınacak durumda olduğumuzu görüyorsunuz ya. Ben de bir zamanlar sizin gibiydim. Ama halen bir tarafım değişmedi işte değişmedi. Bir tarafım duruyor hala öyle. Daha gururumu bırakmadım bir kenara. Hala kirli taraflarımı,  pörsümüş yanlarımı görmenizi istemiyorum. Tamam hikayemin çok da iyi olmadığını söylemiştim size ama bazı yanlarımı görmenizi de istemeyeceğim sizden. Saklamaya çalışsam da gün yüzüne çıkarsa eğer ki çıkacak yine kabullenme yanıma sığınırım olur biter. Çok konuşuyorum ve illa ki de ortaya çıkacağını biliyorum. Kendimle nasıl çeliştiğimi görüyorsunuz ya işte böyle biri oldum ben. Yıllar beni bu hale getirdi yalanının arkasına sığınamayacağım elbette. İnsanların beni bu hale getirdiğini söylesem daha doğru olur. Evet bizi biz yapan etrafımızdır ve bu çelişkilerin içinde kendi çelişkileri bulmamızdır bence. Ben bunu haddinden fazla yaşadım ve nefret ettim bu çelişkilerden. Kendimle çelişmemden değil de insanların göz göre göre kendilerine ters düşmeleri ve yaptıklarının da farkında olmalarından biraz da. Bunu kendi adlarına bir avantaj gibi sunmaları da acayibime gitmedi değil. Ben çelişkilerimi kendi içimde yaşamayı tercih ederim. İç savaşımda bir tarafın galibiyete yaklaşıp başka bir sefer de ağırlığın diğer tarafa geçtiği bir karmaşa olarak görüyorum hepsini. Hiç bitmeyecek bir savaş bu evet. İnsanların içindeki savaşı dışarı yenilmişlikleriyle yansıtması ve bunu ilerleme olarak göstermesini hiç denemedim ama. Doğru bilinenlerin kendi içinde yanlışa evrilmesi, yanlışlarında sarsılmaz bir doğru olarak ortaya konması tuhaf bir o kadar da olağanlaşabileceğini gördüğüm için anlatacağım size hikayemi. Çelişkilerin, yozlaşmanın ve çürümenin aslında benim dünyamda asıl kabul gören değerler olduğunu bilmek ve bu zamana kadar bu gerçekten uzak bir hayat sürmek sanki bir ihanete uğramışım gibi hissettiriyor. Bende mi bir terslik var yoksa bu dünya zaten ters bir yer mi diye sorgulamaya kalmadan da oyunun dışına atılıyorsunuz benim gibi. Kötülerin iyileri hemen tanıdığı, iyilerin ise kötüleri tanımada çok geç kaldığı gerçeğini şimdi şimdi anlıyorum. Kötülerin gerçekten kötü olduğu dünyamda ne kadar aldanmış olduğumu hissederek inanılmaz bir acı çekiyorum ve nasıl da anlayamadım diye hayıflanırken kendime iyi bir insan olarak pay çıkarmanın hazzını yaşıyorum bazen. Ama dedim ya ben iyi bir insan değilim. Vicdanımla baş başa kaldığım andan itibaren hiç kazanamayacağım bir yargılamanın içine düşüyorum. Bir şeylerin ters gitmesinden kendime pay çıkarmamam da var bunun içinde. Seyirci gibi izledim bu kötücül insanların iğrenç senaryolarını. Ben de hiçbir etki bırakmamış olacak ki kılımı daha kıpırdatmadım. Şimdi dövünsem ne çare iş işten geçmiş artık, kaybetmiş biri olarak diğerleriyle beraber ben de yerimi aldım. Yalnız değilim evet. Benim gibi iyiliğinin güzelliğiyle hayal kuran ve bu hayalden son anda bir şokla uyanan birçokları var benim gibi. Sonuç onlar için nasıl bilmiyorum ama kendi adıma katlanamam gereken acıları ve pişmanlıkları gayet iyi biliyorum.
   İpucunu da verdiğim gibi size kötülerin kazandığı bir hikaye anlatacağım. İyilerin kazanmasının biraz hayal olduğu çünkü tehlikenin farkına vardıklarında işin işten çoktan geçtiğini tekrar hatırlatmak isterim size. Şunu da itiraf etmek isterim ki buna asıl sebep olan kötü insanlar kadar bizim de sınır tanımaz iyimserliğimizdir. Her şeyin daha güzel olacağı hayalini size pazarlayanlar karşılarında bu hayali yutacak safları görmese böyle bir işe girişirler mi acaba? Havanın güneşli olacağını hayal ederek yani bu vaatle çimenlerin üstünde en güzel sofralarınızı hazırlamışken bunu fırsat bilenler havanın her zaman böyle güzel olacağını, onlara güvenmeleri gerektiğini öyle ballandırarak anlatırlar ki düşünmezsiniz bile hemen kanarsınız. Derken bulutlar yavaş yavaş güneşi perdelemeye başlar, siz hala o iyimser halinizle yağmurun yağmayacağına ve sevimli pikniğinizin mahvolmayacağına inanırsınız bu kötülerin sözüne aldanarak. Hesaplar tutmaz ve çılgın bir sağanağın altında kalırsınız, etrafınıza baktığınızda ise bunların en kötüsü başınıza gelir; size her şey iyi olacak telkinlerinde bulunanlar çoktan kaybolmuşlardır ortalıktan. Böyle bir durumda sizi en çok ne yıkar sorarım? Aldatılmanın acı hissinden değil bu feryadım, sessiz kalmak ve hiçbir şey yapamamak daha uygun olur bence. Kendimizi kötülerin hiç kazanamayacağına alıştırdığımızdan olsa gerek bu kadar rahatız. Bu rehavetimizin nedeni her şeyi güzel görmek istediğimizden evet her şeyi kendi gözlerimizden taptaze tertemiz görmek isteriz. Hikayelerimizde ve masallarımızda hep iyileri mutlu sona eriştiririz. Kötüler bayağı ve basittir. Tuzakları ayhan beyandır ve bizi etkileyemez. Ya öyle olmadığını bilseydiniz ki bence biliyorsunuz hataya düşmek neden diye soruyorum ben de. Durumun katlanılmaz tarafı bile bile hataya düşmek ve sonucuna teslimiyetle ve kabullenmişlik galiba. Benim kabullenmişliğim bu değil kesinlikle sizi uyarıyorum. Ben gerçeklerle yüzleşme taraftarıyım. Güllerin güzel kokusuna rengine sayfalarca destan yazılan şiirler düzenlerin dışında ben dikenlerine takılıyorum işte ne yapayım. Önceden böyle değildim, ben de hayaller aleminde yüzüyordum. Bir balonun vardı hayal balonum onunla birlikte uçuyordum ve bir gün birileri bu balonumu patlattı ve öyle bir yere düştüm ki acısını size tarif edemeyeceğim. O günden sonra güzellikleri salt halleriyle kabul edemiyorum bir türlü. Bir tedirginlik oluştu bende, bazı şeylere sarsılması inancım yıkılmaya başladı ve üzerine bina ettiğim güzelliklerin bir bir çatırdadığını görmek umudumu da götürdü beraberinde. Ben bunun için mi yaşamıştım onca sene? Ne uğrunaydı yani neden çabaladığımı neden güzel bir şeyler yaptığımı bilmiyorum ve boşu boşuna sorarak da sizi yormayayım en iyisi. Hikayemin mutlu sonlu olmadığını, acı dolu olduğunu ve kötülüklerle  katmerlendiğini söyledim size. Tahmin edebiliyorum diyorsunuzdur içinizden,  ben biliyorum bu hikayeyi dediğiniz kulaklarımda yankılanıyor. Dinlemeden karar vermeyin hemen derim size. Yaşamadığınız şeyleri sanki yaşamışsınız gibi ve her şeyi biliyor musunuz gibi yapmayı kesin hikayemi dinlerken. Benim gibi yapmayın yani. Ölümün korkunçluğu üzerinde şiirler yazıp methiyeler döken ama ölüm gerçeği ile karşılaşınca altına kaçıran kişiler gibi olacağınızı  düşünün bir. Savaş meydanlarında yüce kahramanlıklardan bahsedilirken aslında bu görkemli alanların insan pisliği ve kandan korktuğunu bir hayal edin bakalım hiç de iyi değilmiş değil mi?  Hikayemi dinlerken o yüzden ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve sanki hiç bilmiyormuş gibi yapın en azından benim için. Hayal dünyamızda oluşturduğunuz masallardaki kahramanların hiç de iyi olmadığı bir yer hayal edemeyeceğiniz çok iyi biliyorum. Çünkü ben de sizin gibiydim dedim ya. Çok gevezelik ettiğimin farkındayım.  
   Hikayeme de bir türlü başlamadığım için şu an sinirden patladığınızı ve beni hemen boğazlayabileceğinizi de hissediyorum.  Ama bırakın da biraz ballandıra ballandıra anlatayım, bırakın da son kez sahneyi ben yöneteyim.  Zamanının az kaldığını  sezen yaşlıları dinler gibi dinleyin beni. Ağzımdan çıkan her şeyi kapmaya çalışır gibi yaparsanız bu halimle bile beni mutlu edersiniz. Ama yok ya mutluluk dediğinizde nedir ki? Peşinden bir ömür koşturup da sadece yorulmaktan ibaret olan bir yanılgıya da ben hiç ulaşamadığım için böyle diyorum. Yok yok siz beni dinleseniz de dinlemeseniz de mutlu falan olmayacağım. Şu halimle bile kendimi tatmin etme çabalarında olmamın tuhaflığı bir yana aksiliğimle de her şeyi reddetmem de başka bir çelişkim işte. Hikayemin uzun soluklu olmasının yanında bir de benim bu girişimin sizi meraklandırırsa daha iyi hazmedeceğinizi düşünüyorum. Aslında bu da umrumda değil, ben ne yapmak istediğimi karıştırıyorum çoğu zaman. Akli melekelerimin beni terk ettiğini hissediyorum. Ben ne yapmaya çalışıyorum hah evet bir kıvılcım tutuşturmaya çalışıyorum.  Islak odunlarla ateş yakmak istiyorum. Hikayemi bilin ki beni ve benim gibi olanların  sonunun ne olduğunu görün istiyorum.  Kötülüğün hüküm sürmesine en azından sizin dur demenizi istiyorum. Evet beni yargılayacaksınız. Ne yaptın ki bizden bunu bekliyorsun diyeceksiniz. Sonuna kadar haklı olduğunuzu biliyorum ve açık sözlülüğümle söylüyorum. Evet ben ve beraberimdekiler büyük bir hata yaptık. Öyle büyük ki o hatanın altında kaldık. Günahlarımızın bedelini en ağır biz ödedik ve ödüyoruz da. Gözlerimizin önünde batışımızı sakin sakin seyrettik. Benden sonrası çok da önemli değil tavrımızla sizi hiç mi hiç düşünmedik. Kötülerin önünde gerekli cevabı verememek bir yana onurumuzla  en azından son anımızda bile bir şey yapmadık. Korkunun hüküm sürdüğü hikayemde biz öyle ölümüne korktu ki gıkımızı dahi çıkaramadık. Hiçbir şey olmamış gibi yapmak da ayrı bir günahımızdı. Ben bunları anlatırken bile iğreniyorum kendi halimden. Nasıl bu kadar alçalabildiğimi düşünüyorum düşünmesine evet her ne kadar alçak biri olduğumu söylesem de bu kadarı bile fazla bana. İşte benim hastalığım bu. Kendime ve beraberimdekilere çok kızıyorum. Kaybetmek hele ki kötülere kötü bir şeyken bundan daha kötüsü bile bile kaybetmekti asıl beni kızdıran. Ben nasıl olur da  kötüleri sevebilmiştim ve onların her dediğini koşulsuz inanmıştım inanın bilmiyorum. İşlerin buraya geleceğini bilemeyeceğimi  söyleyerek kendimi aklayabilirim pekala. Hayır hiç de öyle değil Hiç de buraya kadar işlerin geleceğini bilemedim palavrasını yutturmayacağım size. Evet  alçak biriyim ama yalancı değilim en azından. Hayatımda yalan söylemediğim, kullanmadığım an hiç yok diyemem. Her defasında pişman olmuş ve geri adım atmışımdır. Bir daha söylememe üzerine yeminler etmiş kendimi şartlandırmışımdır. Böylesine nefret ederdim yalandan. Ama bize karşı kullanılan en büyük silahın yalan olduğunu nereden bilebilirdi ki? Burada gerçekleri söylüyorum size. Biz ahlak üzerine yaşayan bir topluluktuk ve yalanlarla kimyamız bozuldu, ne olduğunu anlayamadık bize. Kötülerin bu konudaki fütursuzluğu bizim de her defasında inanışımız sonumuzu hazırladı. Biz de onlara dönüştük. Aslında en büyük yenilgi de bu değil miydi? Birer birer kötüleşmek ve iyiliklerimizi hiç dönmemek üzere arkamızda bırakmaktı en büyük yenilgimiz. Bunun hiçbir kural ya da düzenle düzeltilebilecek ini sanmıyorum ben. Ahlaki kokuşmuşluk bulaşıcıdır ve düzeltilmeye çalışılmasından çok bir an önce müdahale edilip yok edilmelidir. Yıllardır ahlaki düzen üzerine öyle güzel yaşamıştık ki yanlışların neler olduğunu unutmuştuk. Daha doğrusu insan olduğumuz gerçeğini unuttuk biz. İnsanın içindeki iyi ve kötü savaşında kaybettik biz bu mücadeleyi.  Kıskançlıklarım, kinlerin, nefretlerin hortlaması ile önü alınmaz bir selin altında kaldık. Sanki çok büyük bir su kütlesini kuvvetli bir baraj duvarı tutuyormuş da bizim ihtimalimiz yüzünden duvar bu suyu taşıyamaz olmuş ve duvarın yıkılmasıyla felaketler üzerimize çökmüştü. Bütün bunları kendimi ve diğerlerine haklı çıkarmak için yazmıyorum aksine durumun vahametini gözlerinizin önüne sermek istiyorum. İstediğiniz kadar bana ve beraberimdekilere lanet edebilir, küfür edebilirsiniz. Zaten bu yaptıklarımızdan sonra mezarımızda rahat yaşayacağımızı da sanmıyorum. Tek dileğim bir kıvılcım yakmak başka bir şey değil. Bu kadim oyun her devirde oynandığı gibi elbet sizin de başınıza gelecek işte o zaman hazırlıklı olmanız için anlatıyorum. Hoş anlattıklarımı ciddiye alacağınızdan bile şüpheliyim. Tarihi kazananların yazdığı bir dünyada benim sözlerimin ne kıymeti olabilir ki? Aklını kaçırmış,  ölümün eşiğine gelmiş biriyim diye düşünüyorsunuz. Gerçekler zaten o süslü ciltlenmiş kitaplarınızda yazıyorken benim kargacık burgacık biraz da üzerine kan damlayarak yazdığım yazılarımın ne kıymeti var ki? Bunları düşünerek biraz da olsa umutsuzluğa düşmüyor değilim de başkaca yapacak bir şeyim olmadığı için yazıyorum. Ya hiçbir şey yapmasam ve öylece kalakalsam sizin de benden hiç haberiniz olmasa? Ürkütücü geliyor bana bu fikir. Belki de bu değil de yazmazsam eğer kendi şeytanlarımla baş başa kalacağım korkusu beni buna itiyor. Kendi kendime konuşmalarımı sıklaştırdım son günlerde, bazen de halüsinasyonlar görmeye başladım. İçimdekileri dökmek ve rahatlamak için değil yani anlayacağınız. Kıvılcım yakma fikrinde ise hala arkasındayım. Benim gibiler kaybedenler yani, yanına daha çok kaybeden çekmek ister bir bakıma. Yalnız kalmaktan korktuğu için, sadece o kaybettiği ve bunu hazmedemediği için kalabalık olmak ister....................................................................................

(Yazım yarım kaldı maalesef. Bir gün tamamlayacağım diye umuyorum.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senden Sonra Ben

Sen gittiğinden beri çok değişti şehrim Yeni binalar uzadı fidan fidan Yollar birikti çehreler eskidi Sinemalara yeni filmler geldi Artık başka şarkılar var başka şarkıcılar Bir gök yüzü değişmedi azıcık daraldı o kadar Sen gittiğinden beri çok değişti insanlarım Saçlarına ak düştü yüzlerine çizgiler kondu Çocukları doğdu büyüdü şimdi adam oldular Göçenler oldu buradan uzaklara Kimiyse yeraltında sonsuz istirahatgahında Bir hayat meşgalesi değişmedi azıcık arttı o kadar Sen gittiğinden beri çok değişti evim Duvarları taşıyamaz oldu yükünü Döküldü rutubetten boyası süsü Çekindiğimiz resimdeki gibi değil daha yaşlı anlayacağın Biraz mahzun biraz gururlu ve tabi hala ayakta Bir yolu değişmedi azıcık uzadı o kadar Sen gittiğinden beri çok değiştim ben İlk önce insanlar uzaklaştı çevremden Sonra ben uzaklaştım kaçarcasına her şeyden Yorgunum yaşlıyım penceremden bakıyorum habire Özlüyorum çok, unutmuyorum gidişini öyle bekliyorum B...

16'lık Kerim

  Söyleyeceğim bir şey yoktur Hakim Bey. Öncelikle tahliyemi, lehime durumların göz önünde bulundurulmasıyla beraatimi talep ediyorum. Takdir sizindir Hakim Bey, onca zaman içerde geçirdim. Aleyhime değişen bir durum olmamıştır. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadardır, hükümle beraber beraatimi talep ediyorum. Nezaretteyim, şarkı söyleyen çocuk susmuyor. Kerim sigara arayıp duruyor, Kerim'in yaşı 16,  nezaret arkadaşımız. Sigarasızlıktan yerinde duramıyor. Belki de bu yüzden en çok ilgimi çeken o bu kalabalıkta. Evet nezaret ağzına kadar dolu. Herkes bir köşeye çekilmiş, dert yanıyor bir diğerine. Ben en köşedeyim, uyumak mümkün değil, sırtımı duvara bile  dayayamıyorum ki. Buz gibi duvar çekiyor beni. Tuvalet sırası gelmiyor bir türlü. İnsanlık hali işte, bir sürü insan sıra gelecek mi gelmeyecek mi bekliyoruz işte. Dakikaları sayıyorum, namussuz dakikalar geçmek bilmiyor. Sırtım ağrımaya başladı, iki büklüm oturuyorum duvara yaslanmadan, iki büklüm boynum ağrıyor iki bü...

Arama beni

Arama beni uzaktayım Yolcusuyum bu yolların Git gel alıştım şeritlere Otobüs camından akar dünyam Şu yol bitmeden ineceğim Arama beni uzaktayım Ağır ağır adımlıyorum sokakları Burası neresi şaşkınca bakınıyorum Evler hangi biriniz alır beni Şu yağmur düşmeden ıslanacağım Arama beni uzaktayım Geceler gündüzler geçiyor üstümden Hayat meşgalesi değişmiyor buhranlı Ve tıpkısının aynısı insanlar Şu dakka dolmadan yaşlanacağım Arama beni uzaktayım Bir köşebaşı kahvesinde oturmuşum Pinekliyorum yalnız başıma Sabahtan akşama gözüm aynı sokakta Şu karanlık çökmeden çıkacağım Arama beni uzaktayım Görmüyor gözlerim tutmuyor dizlerim Ne işe yarar sensiz günlerim Geçti bugün de yarın ne olacak kimbilir Şu kuşlar uçmadan göçeceğim Aşk Şiirleri:    Yazmak Seni ,   Kalp Ağrısı ,   Sevgi mi ,   Sevda düştü yüreğime ,   Sevmek var ,   Sen sus ben konuşayım ,  Her yer sen ,  Bilmiyorum ,  Diyem...