Bir hikaye anlatacağım size. Benim hikayem bu. Kadim oyunu tekrar tekrar
yaşandığı bir hikaye. Belki kendimden bahsediyorum diye kendimi beğendiğimi
sanacaksınız aslında bu konuda haksız da sayılmazsınız. Anlatacağım hikayenin kıyısında
kenarında olmak hiç de hoşuma gitmezdi doğrusu, merkezinde olmak gururumu okşuyor pek tabi. İçinde bulunduğum koşullar iyi olmamasına
rağmen hala bu duygunun etkisinde olmam da şaşırtıcı. İnsanın kendini anlatması
ve bunu biraz ballandırarak yapması aklıma gelmemişti önceleri ama gayet iyi
bir hismiş doğrusu. Hikaye anlatmak da
pek usta sayılmam, önceleri yani önceki yaşamın desem daha doğru olur hep
başkalarının hikayelerini anlattım. İlk başta esrarlı bir hava katıyordum
olaya. Şöyle bir pozisyonumu alıyor ve karşımdakinin gözlerini dikkatlice
sürdükten sonra kelimeler ağzımdan yavaş yavaş çıkıyordu. Ara sıra bekliyor ve
karşımdakinin üzerindeki etkisini ölçmek için sesimi biraz daha alçaltıyordum. Oynuyordum ve bu beni çok
mutlu ediyordu. Sanki hikayeyi yaşıyormuşçasına içindeki bütün duyguyu
hissettirmek için bazen panikler gibi yapıyor bazen sinirleniyor bazense bıyık
altına gülüyordum hikaye karakterlerim gibi. Tabii ki tüm hikayemin bir son
vuruşu olmalı benim. Öyle biri sonla bitmeliydi ki karşımdaki allak bullak
olmadı kendine gelmesi zaman almalıydı. Beklemediği bir yumruk ve galibiyetine
muzaffer bir komutan edasıyla tepeden bakışım son pozum olurdu. Evet hepsi iyi
güzeldi o zamanlar bununla birlikte ben size böyle bir hikaye anlatmayacağım
korkmayın sakın. Bu sefer hikayenin içine benim girmem her şeyi değiştirdi.
Öyle anlattığım gibi anlaşılacak değilmiş meğerse yaşananlar, kahramanların lafı
esirgememeleri falan dilden dile dolaşan dolaşa, şekillenmiş ve düzeltilmiş bir
hayalmiş meğer. Hayatın acımasız süzgecinin eleklerinden geçince hikaye
anlatmayı bıraktım ben de. Bir hayali gerçekmiş gibi anlatmak kısmen bir vicdan
azabına kısmen de eski halime bir öfke duymama sebep oluyordu. Hikayemde bunun
etkilerini göreceksiniz ve şaşırmayın lütfen.
Size bir kahramanlık hikayesi anlatmayacağımı
önceden söylüyorum. Ben kahraman değilim ve hiç bir zaman olacağımı
düşünmüyorum. Hikayelerimin kahramanlarının kılıklarına girdiğimde gayet başarılıydım
bunda, öyle ya hiç başaramayacağım ve hiç hissedemeyeceğim bir duygunun esiri
olmak ne de güzel oluyor. Ben de herhalde anlattığım hikayelerin esiri olmuş
bir zavallıyım böyle işte. Kahramanlığıma leke sürdürmeyeceğimi
düşünmüşsünüzdür tüm bunları söylememe rağmen, yok hayır kesinlikle bıraktım
ben öyle rolleri. Artık kaybedecek hiçbir şeyim yok. Mutlu bir sonum olmayacak.
Umutsuzluktan mı böyleyim eh biraz fakat buna kabullenmişlik diyelim. Her şeyi
iyisiyle kötüsüyle kabullenmek daha kolay oluyor bir bakıma ve yaşamak biraz
olsun anlamlı oluyor. Yaşamın anlamını anladığımı sanıyorsunuz da yanılıyorsunuz
bence siz de bilmiyorsunuz bunu. Yaşım 30 benim, bunu söylemeyecektim hah işte
söyleyiverdim. 30 yılına nasıl geçirdim ve ölüme biraz daha yaklaştığım gerçeğinden bir gram haberim yok
benim. Hayatımı öylesine yaşamışım günübirlik bir hayvan gibi çayırda çimende
otlayarak ve karnım doyduğumda da kıçımı
bir yere devirip yatarak geçirmişim. Gerçi duygularımız var bizim değil mi?
Endişelerimiz, beklentilerimiz ve daha
birçok şey... Anı da tam anlamıyla
yaşayamıyoruz değil mi? Ama ben bu kalıbın dışındayım, hiçbir şey umurunda
olmayan gününü gün eden biri olarak yaşamak çok kolaydı gerçekten. Başım hiç ağrımıyor,
yaşam hep gülüyordu. Her şeyin güllük gülistanlık portresinde kaybolmuş bir başıbozuktum
ben. Zamanımın bir nehirden akan su gibi akıp gitmesi benim için bir şey ifade
etmiyordu ve geldiğim bu noktada en iyi şansımın her şeyi kabullenmek olduğu
bana daha kolay göründü diyelim. Bazen böyle deli zırvalıklarıyla kafamın bir
gidip geldiği oluyor işte beni bu konuda mazur görürseniz sevinirim. Aklımı
oynatmanın eşiğinde olan biri olarak biraz kafanızı ağrıtacağım ve saçmalayacağım
bunu inkar etmiyorum. Ama beni hoş göreceğinizi ve sabırla hikayemi dinleyeceğinizi umuyorum açıkçası.
Kahramanlık ve mutlu sonu olmayan ve her yanından acı akan iğrenç bir
hikayeyi kim dinlemek ister ki diye
düşündüm bunları yazmadan önce. Haklısınız içinizi boşu boşuna karartısınız ki?
Güzel bir hikayenin ikinizi ısıttığı ve ortamın da cazibesi varken neden kapkaran boğucu,
kokuşmuş bir hikaye dinlemek isteyesiniz ki? Sizin yerinizde olsam hak verirdim
gerçekten bu düşüncelerinize. Olacak iş değil yani neden bir delinin ağzının
içinde bakıyoruz ki dediğinizi aklımda canlandırmada mı mı sanıyorsunuz? Çok
vaktim vardı bunlar için. Hayallerin ve ihtimallerin pençesine yoğruldum bu
safhada. Sabrınızı zorlayacağımı, sıkılıp da beni dinlemeyeceğinizi hayal edip
tekrar başa döndüm ve tekrar anlatmaya başladım zihnimde. Olmuyor her defasında
sıkılıyorsunuz, sonuna kadar dayananların ise suratlarına inanılmaz bir acı
beliriyor ve içinde büyük bir boşluk.
Felçli bir insanın konuşamaması, hareket edememesi fakat her şeyi fazlasıyla
hissetmesi gibi öylece kalakalıyorsunuz. Siz bunu bir kere yaşamışsınız fena mı
ben hep yaşıyorum bu anı. Acıdan besleniyorum adeta. İnsanı acı öldürür bir
yerden sonra. Keder bir virüs gibi yayılır
ve kemirir insanı içten içe. Çürüme ve
etlerin kokuşması acı duygusunun tüm vücuda yayılması ve hiç terk etmemesi ile
başlar ve katmerlenir. Bende bu olmuyor artık, acı vücudumun bir ihtiyacı gibi olmazsa yaşayamayacağını
hissediyorum. Her yanımı saran ağrıların içimdeki bitmez acıyla birleşmesiyle
belki hayattayım. Öyle görmek istediğimden değil öyle olduğu için söylüyorum
bunları. Acının beni başka bir insan yaptığı doğru ve size de bir tutam tattırmak
istiyorum desem de kabul eder misiniz şüpheliyim doğrusu. Dedim ya kim başının boşu boşuna ağrımasını, midesinin
bulanmasını ister ki? Buna da bir çözümüm var elbet; sıkıldığınız yerde bırakabilirsiniz
ya da atlayabilirsiniz bazı bölümleri. Kulaklarınızı tıkamak, kafanızı kuma
gömmek bunları hiç yaşanmamış sıkılıyorsa bildiğinizden şaşmayın derim. Ya da
bir korku tünelindeymiş gibi hissedip tadını çıkarabilirsiniz ya da bir macera
içinde seyirci gibi trajikomikliklere kahkaha atıp mantığınızı zorladığı yerde
hadi sende deyip bir palavra attığımı düşünebilirsiniz mesela. Neyse ben artık
sizin yerinize düşünmeyi bırakayım da siz karar verin ne yapmak istediğinize.
Çok müdahaleci davranmama da alışsanız iyi edersiniz. Her şeyin kendi
isteklerim çerçevesinde şekillenmesini istemişimdir bu yaşıma kadar. Etrafıma
bu yönde müdahale etmiş ve insanların benden uzaklaşmasına yol açmış mıdır çoğu
defa. Kendim gibi olmamakla suçladığım ve baskıyı arttırmak için bu sefer de
alaycı bir maske takındığım çoktur. Kötü biriyim ben. İnsanların iğrendiği,
arkadaş olmak istemediği seviyede alçak biriyim aslında. Başkalarının yerine
düşünmek, onları zihnimde konuşturup haklarında hüküm vermek en sevdiğim iştir.
Hikayemi anlatırken karakterleri kendi zihnimdeki halleriyle konuştuğunca fark
edeceksiniz ve gerçek düşüncelerini kendi ağızlarıyla söylediklerinde de
aradaki uçurumu görecek acıyacaksınız
bana. Müdahaleciliğime alışın yani. Bu
arada acıma derken bana acımanızı istemiyorum. Lütfen bunu yapmayın bana. İnsanların
bana acımaması için her türlü şekilleri girip kendimi bu iğrenç saydığım
duygulardan sıyırdığım hallerim daha acınasıdır halbuki. Kimse acınmak istemez ama değil mi? Ben niye isteyeyim sorarım size!
Biliyorum ne kadar kendinizi bu konuda şartlandırsanız da doya doya açacaksınız
bana. Belki de bir yanınızın benimle bir
ezildiğini hissedecek ve kızacaksınız bu halime. Neden çünkü size o sakladığınız
yanınızı gösterdim diye bana suç bulacağınıza da hiç şaşırmayacağım. Mükemmelliğimizin
arkasına saklanıp da aslında ne kadar da acınacak durumda olduğumuzu
görüyorsunuz ya. Ben de bir zamanlar sizin gibiydim. Ama halen bir tarafım değişmedi
işte değişmedi. Bir tarafım duruyor hala öyle. Daha gururumu bırakmadım bir
kenara. Hala kirli taraflarımı, pörsümüş yanlarımı görmenizi istemiyorum.
Tamam hikayemin çok da iyi olmadığını söylemiştim size ama bazı yanlarımı
görmenizi de istemeyeceğim sizden. Saklamaya çalışsam da gün yüzüne çıkarsa eğer ki çıkacak yine
kabullenme yanıma sığınırım olur biter. Çok
konuşuyorum ve illa ki de ortaya çıkacağını biliyorum. Kendimle nasıl çeliştiğimi görüyorsunuz ya
işte böyle biri oldum ben. Yıllar beni bu hale getirdi yalanının arkasına sığınamayacağım
elbette. İnsanların beni bu hale getirdiğini söylesem daha
doğru olur. Evet bizi biz yapan etrafımızdır ve bu çelişkilerin
içinde kendi çelişkileri bulmamızdır bence. Ben bunu
haddinden fazla yaşadım ve nefret ettim bu çelişkilerden.
Kendimle çelişmemden değil de insanların göz göre göre
kendilerine ters düşmeleri ve yaptıklarının da farkında
olmalarından biraz da. Bunu kendi adlarına bir avantaj gibi sunmaları da
acayibime gitmedi değil. Ben çelişkilerimi kendi içimde yaşamayı tercih ederim. İç savaşımda
bir tarafın galibiyete yaklaşıp başka bir sefer de ağırlığın diğer tarafa geçtiği bir karmaşa olarak görüyorum
hepsini. Hiç bitmeyecek bir savaş bu evet. İnsanların
içindeki savaşı dışarı yenilmişlikleriyle yansıtması ve bunu ilerleme
olarak göstermesini hiç denemedim
ama. Doğru bilinenlerin kendi içinde yanlışa evrilmesi, yanlışlarında
sarsılmaz bir doğru olarak ortaya konması tuhaf bir o kadar da olağanlaşabileceğini
gördüğüm için anlatacağım size hikayemi. Çelişkilerin,
yozlaşmanın ve çürümenin aslında
benim dünyamda asıl kabul gören değerler olduğunu bilmek ve bu zamana
kadar bu gerçekten uzak bir hayat sürmek sanki bir ihanete uğramışım gibi hissettiriyor. Bende mi bir
terslik var yoksa bu dünya zaten ters bir yer mi diye
sorgulamaya kalmadan da oyunun dışına atılıyorsunuz benim gibi. Kötülerin iyileri hemen tanıdığı, iyilerin
ise kötüleri tanımada çok geç kaldığı gerçeğini şimdi şimdi anlıyorum. Kötülerin gerçekten kötü olduğu dünyamda ne
kadar aldanmış olduğumu hissederek inanılmaz bir acı çekiyorum ve
nasıl da anlayamadım diye hayıflanırken kendime iyi bir insan olarak pay çıkarmanın hazzını yaşıyorum bazen. Ama dedim ya ben iyi bir insan değilim.
Vicdanımla baş başa kaldığım andan itibaren hiç
kazanamayacağım bir yargılamanın içine düşüyorum. Bir şeylerin ters gitmesinden kendime pay çıkarmamam da var bunun içinde. Seyirci gibi izledim bu kötücül insanların
iğrenç senaryolarını. Ben de hiçbir etki bırakmamış olacak ki kılımı daha
kıpırdatmadım. Şimdi dövünsem ne çare iş işten geçmiş artık, kaybetmiş biri olarak diğerleriyle
beraber ben de yerimi aldım. Yalnız değilim evet. Benim gibi iyiliğinin güzelliğiyle hayal kuran ve bu hayalden son anda bir şokla uyanan birçokları var benim gibi. Sonuç onlar için nasıl
bilmiyorum ama kendi adıma katlanamam gereken acıları ve pişmanlıkları gayet
iyi biliyorum.
İpucunu da verdiğim gibi size kötülerin kazandığı bir hikaye anlatacağım. İyilerin
kazanmasının biraz hayal olduğu çünkü tehlikenin
farkına vardıklarında işin işten çoktan geçtiğini
tekrar hatırlatmak isterim size. Şunu da itiraf etmek isterim ki buna asıl
sebep olan kötü insanlar
kadar bizim de sınır tanımaz iyimserliğimizdir. Her şeyin daha güzel olacağı hayalini size pazarlayanlar karşılarında bu hayali yutacak
safları görmese böyle bir işe
girişirler mi acaba? Havanın güneşli olacağını hayal ederek yani bu
vaatle çimenlerin üstünde en güzel sofralarınızı hazırlamışken bunu fırsat bilenler havanın her zaman
böyle güzel olacağını, onlara güvenmeleri gerektiğini öyle ballandırarak anlatırlar ki düşünmezsiniz bile hemen kanarsınız. Derken
bulutlar yavaş yavaş güneşi perdelemeye başlar, siz hala o
iyimser halinizle yağmurun yağmayacağına ve sevimli pikniğinizin mahvolmayacağına
inanırsınız bu kötülerin sözüne aldanarak. Hesaplar tutmaz ve çılgın bir sağanağın altında kalırsınız, etrafınıza baktığınızda ise
bunların en kötüsü başınıza gelir; size her şey iyi olacak telkinlerinde bulunanlar çoktan kaybolmuşlardır ortalıktan. Böyle bir
durumda sizi en çok ne yıkar sorarım? Aldatılmanın acı
hissinden değil bu feryadım, sessiz kalmak ve hiçbir şey yapamamak daha uygun olur bence.
Kendimizi kötülerin hiç kazanamayacağına alıştırdığımızdan olsa gerek bu kadar
rahatız. Bu rehavetimizin nedeni her şeyi güzel görmek istediğimizden evet her
şeyi kendi gözlerimizden taptaze tertemiz görmek isteriz. Hikayelerimizde ve
masallarımızda hep iyileri mutlu sona eriştiririz. Kötüler bayağı ve basittir.
Tuzakları ayhan beyandır ve bizi etkileyemez. Ya öyle olmadığını bilseydiniz ki
bence biliyorsunuz hataya düşmek neden diye soruyorum ben de. Durumun katlanılmaz
tarafı bile bile hataya düşmek ve sonucuna teslimiyetle ve kabullenmişlik
galiba. Benim kabullenmişliğim bu değil kesinlikle sizi uyarıyorum. Ben
gerçeklerle yüzleşme taraftarıyım. Güllerin güzel kokusuna rengine sayfalarca
destan yazılan şiirler düzenlerin dışında ben dikenlerine takılıyorum işte ne
yapayım. Önceden böyle değildim, ben de hayaller aleminde yüzüyordum. Bir
balonun vardı hayal balonum onunla birlikte uçuyordum ve bir gün birileri bu
balonumu patlattı ve öyle bir yere düştüm ki acısını size tarif edemeyeceğim. O
günden sonra güzellikleri salt halleriyle kabul edemiyorum bir türlü. Bir
tedirginlik oluştu bende, bazı şeylere sarsılması inancım yıkılmaya başladı ve
üzerine bina ettiğim güzelliklerin bir bir çatırdadığını görmek umudumu da
götürdü beraberinde. Ben bunun için mi yaşamıştım onca sene? Ne uğrunaydı yani
neden çabaladığımı neden güzel bir şeyler yaptığımı bilmiyorum ve boşu boşuna
sorarak da sizi yormayayım en iyisi. Hikayemin mutlu sonlu olmadığını, acı dolu
olduğunu ve kötülüklerle katmerlendiğini
söyledim size. Tahmin edebiliyorum diyorsunuzdur içinizden, ben biliyorum bu hikayeyi dediğiniz kulaklarımda
yankılanıyor. Dinlemeden karar vermeyin hemen derim size. Yaşamadığınız şeyleri
sanki yaşamışsınız gibi ve her şeyi biliyor musunuz gibi yapmayı kesin hikayemi
dinlerken. Benim gibi yapmayın yani. Ölümün korkunçluğu üzerinde şiirler yazıp
methiyeler döken ama ölüm gerçeği ile karşılaşınca altına kaçıran kişiler gibi
olacağınızı düşünün bir. Savaş meydanlarında
yüce kahramanlıklardan bahsedilirken aslında bu görkemli alanların insan pisliği
ve kandan korktuğunu bir hayal edin bakalım hiç de iyi değilmiş değil mi? Hikayemi dinlerken o yüzden ön yargılarınızı
bir kenara bırakın ve sanki hiç bilmiyormuş gibi yapın en azından benim için.
Hayal dünyamızda oluşturduğunuz masallardaki kahramanların hiç de iyi olmadığı
bir yer hayal edemeyeceğiniz çok iyi biliyorum. Çünkü ben de sizin gibiydim
dedim ya. Çok gevezelik ettiğimin farkındayım.
Hikayeme de bir türlü başlamadığım için şu an
sinirden patladığınızı ve beni hemen boğazlayabileceğinizi de
hissediyorum. Ama bırakın da biraz
ballandıra ballandıra anlatayım, bırakın da son kez sahneyi ben yöneteyim. Zamanının az kaldığını sezen yaşlıları dinler gibi dinleyin beni. Ağzımdan
çıkan her şeyi kapmaya çalışır gibi yaparsanız bu halimle bile beni mutlu
edersiniz. Ama yok ya mutluluk dediğinizde nedir ki? Peşinden bir ömür koşturup
da sadece yorulmaktan ibaret olan bir yanılgıya da ben hiç ulaşamadığım için
böyle diyorum. Yok yok siz beni dinleseniz de dinlemeseniz de mutlu falan
olmayacağım. Şu halimle bile kendimi tatmin etme çabalarında olmamın tuhaflığı
bir yana aksiliğimle de her şeyi reddetmem de başka bir çelişkim işte.
Hikayemin uzun soluklu olmasının yanında bir de benim bu girişimin sizi
meraklandırırsa daha iyi hazmedeceğinizi düşünüyorum. Aslında bu da umrumda değil,
ben ne yapmak istediğimi karıştırıyorum çoğu zaman. Akli melekelerimin beni
terk ettiğini hissediyorum. Ben ne yapmaya çalışıyorum hah evet bir kıvılcım
tutuşturmaya çalışıyorum. Islak
odunlarla ateş yakmak istiyorum. Hikayemi bilin ki beni ve benim gibi olanların sonunun ne olduğunu görün istiyorum. Kötülüğün hüküm sürmesine en azından sizin
dur demenizi istiyorum. Evet beni yargılayacaksınız. Ne yaptın ki bizden bunu
bekliyorsun diyeceksiniz. Sonuna kadar haklı olduğunuzu biliyorum ve açık
sözlülüğümle söylüyorum. Evet ben ve beraberimdekiler büyük bir hata yaptık.
Öyle büyük ki o hatanın altında kaldık. Günahlarımızın bedelini en ağır biz
ödedik ve ödüyoruz da. Gözlerimizin önünde batışımızı sakin sakin seyrettik.
Benden sonrası çok da önemli değil tavrımızla sizi hiç mi hiç düşünmedik.
Kötülerin önünde gerekli cevabı verememek bir yana onurumuzla en azından son anımızda bile bir şey yapmadık.
Korkunun hüküm sürdüğü hikayemde biz öyle ölümüne korktu ki gıkımızı dahi çıkaramadık.
Hiçbir şey olmamış gibi yapmak da ayrı bir günahımızdı. Ben bunları anlatırken
bile iğreniyorum kendi halimden. Nasıl bu kadar alçalabildiğimi düşünüyorum
düşünmesine evet her ne kadar alçak biri olduğumu söylesem de bu kadarı bile
fazla bana. İşte benim hastalığım bu. Kendime ve beraberimdekilere çok kızıyorum.
Kaybetmek hele ki kötülere kötü bir şeyken bundan daha kötüsü bile bile
kaybetmekti asıl beni kızdıran. Ben nasıl olur da kötüleri sevebilmiştim ve onların her dediğini
koşulsuz inanmıştım inanın bilmiyorum. İşlerin buraya geleceğini bilemeyeceğimi söyleyerek kendimi aklayabilirim pekala. Hayır
hiç de öyle değil Hiç de buraya kadar işlerin geleceğini bilemedim palavrasını
yutturmayacağım size. Evet alçak biriyim
ama yalancı değilim en azından. Hayatımda yalan söylemediğim, kullanmadığım an
hiç yok diyemem. Her defasında pişman olmuş ve geri adım atmışımdır. Bir daha
söylememe üzerine yeminler etmiş kendimi şartlandırmışımdır. Böylesine nefret
ederdim yalandan. Ama bize karşı kullanılan en büyük silahın yalan olduğunu
nereden bilebilirdi ki? Burada gerçekleri söylüyorum size. Biz ahlak üzerine
yaşayan bir topluluktuk ve yalanlarla kimyamız bozuldu, ne olduğunu anlayamadık
bize. Kötülerin bu konudaki fütursuzluğu bizim de her defasında inanışımız
sonumuzu hazırladı. Biz de onlara dönüştük. Aslında en büyük yenilgi de bu değil
miydi? Birer birer kötüleşmek ve iyiliklerimizi hiç dönmemek üzere arkamızda bırakmaktı
en büyük yenilgimiz. Bunun hiçbir kural ya da düzenle düzeltilebilecek ini sanmıyorum
ben. Ahlaki kokuşmuşluk bulaşıcıdır ve düzeltilmeye çalışılmasından çok bir an
önce müdahale edilip yok edilmelidir. Yıllardır ahlaki düzen üzerine öyle güzel
yaşamıştık ki yanlışların neler olduğunu unutmuştuk. Daha doğrusu insan olduğumuz
gerçeğini unuttuk biz. İnsanın içindeki iyi ve kötü savaşında kaybettik biz bu
mücadeleyi. Kıskançlıklarım, kinlerin,
nefretlerin hortlaması ile önü alınmaz bir selin altında kaldık. Sanki çok
büyük bir su kütlesini kuvvetli bir baraj duvarı tutuyormuş da bizim
ihtimalimiz yüzünden duvar bu suyu taşıyamaz olmuş ve duvarın yıkılmasıyla
felaketler üzerimize çökmüştü. Bütün bunları kendimi ve diğerlerine haklı çıkarmak
için yazmıyorum aksine durumun vahametini gözlerinizin önüne sermek istiyorum.
İstediğiniz kadar bana ve beraberimdekilere lanet edebilir, küfür
edebilirsiniz. Zaten bu yaptıklarımızdan sonra mezarımızda rahat yaşayacağımızı
da sanmıyorum. Tek dileğim bir kıvılcım yakmak başka bir şey değil. Bu kadim
oyun her devirde oynandığı gibi elbet sizin de başınıza gelecek işte o zaman
hazırlıklı olmanız için anlatıyorum. Hoş anlattıklarımı ciddiye alacağınızdan
bile şüpheliyim. Tarihi kazananların yazdığı bir dünyada benim sözlerimin ne kıymeti
olabilir ki? Aklını kaçırmış, ölümün eşiğine
gelmiş biriyim diye düşünüyorsunuz. Gerçekler zaten o süslü ciltlenmiş kitaplarınızda
yazıyorken benim kargacık burgacık biraz da üzerine kan damlayarak yazdığım yazılarımın
ne kıymeti var ki? Bunları düşünerek biraz da olsa umutsuzluğa düşmüyor değilim
de başkaca yapacak bir şeyim olmadığı için yazıyorum. Ya hiçbir şey yapmasam ve
öylece kalakalsam sizin de benden hiç haberiniz olmasa? Ürkütücü geliyor bana
bu fikir. Belki de bu değil de yazmazsam eğer kendi şeytanlarımla baş başa
kalacağım korkusu beni buna itiyor. Kendi kendime konuşmalarımı sıklaştırdım
son günlerde, bazen de halüsinasyonlar görmeye başladım. İçimdekileri dökmek ve
rahatlamak için değil yani anlayacağınız. Kıvılcım yakma fikrinde ise hala
arkasındayım. Benim gibiler kaybedenler yani, yanına daha çok kaybeden çekmek
ister bir bakıma. Yalnız kalmaktan korktuğu için, sadece o kaybettiği ve bunu
hazmedemediği için kalabalık olmak ister....................................................................................
(Yazım yarım kaldı maalesef. Bir gün tamamlayacağım diye umuyorum.)

Yorumlar
Yorum Gönder